Gelişim, Hikaye

Üç Öykü, Üç Ders

3 dakikalık okuma

Kavak Ağacı ve Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
– Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
– On yılda, demiş.
– On yılda mı? diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
– Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
– Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
– Neler oluyor bana ağaç?
– Ölüyorsun, demiş kavak.
– Niçin?
– Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.
Her işte alın teri ve emek şarttır.

En iyi Buğday

Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
– Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
– Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
– Neden olmasın, dedi çiftçi. Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar.
Sonra yayılarak devam eder.
Kin, cimrilik ve nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

Asker Umudu…

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti ve:
– Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma, dedi.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki arkadaşı:
– Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
– Değdi, dedi, gözleri dolarak, değdi…
– Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
– Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için.
Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
– Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

Güven vermek önemlidir.
Güven duymak önemlidir.
Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

(Alıntıdır)


Related Posts